petro
  • 57
  • 0
  • 1
Galatasaray, Türkiye'nin yüz akıdır. Ülkenin batıya açılan penceresidir. Avrupa'nın kadim takımlarındandır. Tüm kıtalarda Türkler dışında da taraftarı olan tek Türk kulübüdür. Gheorghe Hagi, Didier Drogba, Wesley Sneijder, Mario Jardel, Claudio Taffarel gibi dünyanın tanıdığı birçok yıldız Galatasaray formasını şerefle taşımışlardır.
Okay Karacan ve Melih Gümüşbıçak varsa izlenir. Her 2'sininde maç anlatımları unutulmaz.
[url=https://twitter.com/Turkisiposeidon/status/1272256719201148928?s=20 title=böyle penaltı mı olur?] Bugün resmen Galatasaray'ı biçmek için anlaşmışlar. Maçın hakemi Yaşar Kemal Uğurlu verilen emirleri yerine getirmiş.
Sonuca üzülmedim, Muslera'nın sakatlanmasına üzüldüm. İçimizden bir parça koptu sanki. VAR'a güvenen hakemler daha çok can yakar:(
Allah'ım sen Muslera'yı bize bağışla. Şampiyonluk olmasın, Muslera iyileşsin, o bize yeter.
Her Galatasaray maçı öncesi sosyal medya platformlarında açılan tag ya da başlık. [url=https://twitter.com/GalatasaraySK/status/1274449457778655233?s=20 title=bugün günlerden galatasaray]
bu hakemlerle ancak bu kadar olur. benim anlayamadığım trabzonspor'u mu yoksa başakşehir'i mi şampiyon yapacakları. sol gösterip, sağ vursalar şaşmam. herkes trabzonspor şampiyon olacak diyor ama başakşehir de olabilir. söylemedi demeyin.
İyi o zaman federasyon, Trabzonspor'u şampiyon ilan etsin, maçlar oynanmasın, böyle bir anlayış mı olur. 2 takım berabere kaldı diye [url=https://twitter.com/ajansfenercom/status/1275176965037789187?s=20 title=kulüp başkanı] kulüp başkanına mı saldırır? Allah'ım sen aklıma mukayyet ol.
Oynanan oyuna bakılırsa maç Alanyaspor'un hakkıydı. Trabzonspor hiç iyi oynamadı, çok tutuktu, geriye de yaslanınca sonuç kaçınılmaz oldu.
Mert Hakn Yandaş, üstüne de teknik direktör olarak Erol Bulut... Nasıl olur acaba? Erol Bulut, Mert Hakan Yandaş'ın gol sonrası kendine yaptığı hareketi unutur mu ya da affeder mi?
Ben de öyle düşünüyorum. Önce ortaya bir isim atılıyor, sonra o isim için Galatasaray talipli deniliyor. Haber iyice ısıtılırken, Fenerbahçe devreye giriyor. Ve o transfer bir süre sonra Fenerbahçeye 3 - 4 katına mal oluyor. Siz hiç önce Fenerbahçe'nin talip olduğu sonra Galatasaray'ın radarına giren futbolcu gördünüz mü?
[url=https://www.fanatik.com.tr/galatasarayda-kadro-operasyonu-2153003 title=başakşehir - galatasaray maçı] şampinyoluk yolunda en önemli maçlardan biri. Dileğim Galatasaray Başakşehir'e de Trabzonspora da iyi bir ders versin.
Güzel bir yazı. Futbol kulüpleri doğru ve ekonomik transfer yapmak istiyorsa bu sistemi kullanabilirler. Ben hangi kulüp yöneticisi olsam Hasan Gören'le iletişime geçer ve çalışmak isterim.
Milan Baros, futbolu bıraktığını açıklamış. Seni ve [url=https://twitter.com/barosreyiz/status/1279052652987461634?s=19 title=gollerini] unutmayacağız Milan Baros
Evet aynen maç zorlu geçiyor. Cüneyt Çakır kendine verilen görevi layıkıyla yerine getiriyor.
Galatasaray için sonuç çok ağır oldu. Beşiktaş ve Sivaspor yenilmişken, Fenerbahçe ve Trabzonspor 2'şer puan kaybetmişken, Galatasaray'ın böyle bir sonuç alması taraftar açısından kabul edilir bir durum değil.
10 numaranın en çok yakıştığı futbolcu. [url=https://twitter.com/GalatasaraySK/status/1289148992325124096?s=20 title=ı love you hagi]
Fatih Karagümrük SK'nün çıkmasıyla bu sezon İstanbul takımları 38 maçtan 10'unu İstanbul'da oynayacaklar.
1 - 2 yabancı yıldız futbolcu, geri kalanını ise Kasımpaşa, Alanyaspor, Sivasspor ve Rizespor'dan transfer etmek.
Başımıza ne geldiyse o maçtan sonra geldi. Galatasaray o maçtan sonra bir türlü dikiş tutmadı.
Tabi ki de değildir. Öyle olduğunu sanmak safdillik olur.
Futbol; heyecandır, adrenalindir, tutkudur, aşktır, mutluluktur, hüsrandır, her şeydir.
"En kötü karar karasızlıktan iyidir" derler. Galatasaray'ın artık Arda Turan konusunda kesin bir karar vermesi gerekir.
Pek içime sinmedi ama zamanla siner mi, bilemiyorum.
Fenerbahçe ne davalardan vazgeçmiş, bundan mı vazgeçmeyecek? Tribünlere oynamak diye bir deyim var. İşte yönetim bunu yapıyor.
Her ne kadar birileri "tesadüfü bir başarı" dese de, başarılı olmada tesadüfe yer olmadığını bilmeleri gerekir. Galatasaray UEFA kupasını bundan tam 20 yıl önce kaldırarak, Avrupa'ya damgasını vurmuş takımdır.
Az önce fark ettim UEFA Kupası yazdığımı. Başlığı düzeltmek istedim ama düzeltemedim. Onun tarihi 17 Mayıs 2000 idi. 25 Ağustos 2000'de kaldırdığımız Süper Kupa, Türk futbol tarihinin en önemli başarısıdır.
Fatih Altaylı'nın Ultraslan Taraftar Grubu için [url=https://twitter.com/ajansfenercom/status/1298184562384797696?s=20 title=söyledikleri] öyle yenilir yutulur cinsten değil. Ve bu paylaşımları en çok da Fenerbahçeli hespların yapması cabası.
Trabzonspor'daki başarısını sürdüreceğini pek sanmıyorum.
Bu tür futbolcular kumar gibidir. Tutarsa tadından yenmez, tutmazsa yandı gülüm keten helva olur.
Dakka bir gol bir. Böyle komik [url=https://twitter.com/kingmans33/status/1304492116777861120?s=20 title=penaltı] olur mu ya? Arda Kardeşler'in bu maçtan sonra düdüğü asması, hakemliği bırakması gerekir.
Fenerbahçe maçı 12 kişi oynadı. Maçın sonlarına doğru Arda Kardeşler hakemlik formasını çıkardı, sarı lacivert formayı giydi.
Rizespor - Fenerbahçe maçını katleden hakem. Milyonları gözü önünde 3 puanı Fenerbahçe'ye hediye etti. İnsan çoluk çocuğundan utanır be.
Dünya kupası maçları kadar en az müziği de ilgimi çeker. Bende bu merak, ülkede sadece TRT 1'in yayın yaptığı Meksika 86'da başladı. Zaten ondan başka kanal da yoktu. O günden bugüne maçlar kadar müzikler de hep ilgimi çekmiştir. Bugün milyonlarca kez izlenen Ricky Martin'in [youtube=https://www.youtube.com/watch?v=8BkYKwHLXiU title=La Copa De La Vida] ( Fransa 1998) ve Shakira'nın [youtube=https://www.youtube.com/watch?v=dzsuE5ugxf4 title=Waka Waka] (Afrika 2010) parçaları da birer dünya kupası müziğidir.
Hollanda ve Norveç'e karşı kaybetmesek gruplardan rahat çıkarız. Her iki takımla da oynayacağımız maçlarda en azından berabere kalmamız lazım.
10 gol de birbirinden çok güzel ama Hagi'nin golü üzerine tanımam:)
Maçın yıldızı Bursaspor adına 4 gol atan Batuhan Kör'dü. 19 yaşındaki Batuhan Kör böyle giderse, bir iki yıl içinde Avrupa'ya gider. Özelikle İngiltere'de oynamasını çok isterim.
Maçta akılda kalan tek şey Emre Akbaba ile Belhan'danın ceza sahası dışında frikiği kimin kullanacağı tartışmasıydı. Belhanda kullandığı frikikte çerçeveyi bulamadı.
Ankaragücü'ne sihirli bir el mi değdi bilemem ama son 2 maçta aldığı sonuçlar umut verici.
Her şeye rağmen takımı Erol Bulut'tan daha iyi yöneteceği kesin:)
Cengiz Ünder'in keşfinde payının büyük olduğunu düşünüyorum. "Cengiz Ünder, Beşiktaş'a gelseydi Quaresma'nın yedeği olur ve kendini gösteremezdi" diyecek kadar da dobra bir adam.
Tek başarısı baba parası Türkiye’nin yüz karası Fatih Terim’le uğraşamazsın Aziz Yıldırım’ın çakması
Her sezona şampiyonluk umuduyla başlar, şampiyon olamayacağını anlayınca ağlama seanslarına girer. O yüzden bir kez daha "ağlama Fener" diyoruz.
Galatasaray zorlanır diye düşünmüştüm. İlk yarıdaki mücadele bu düşüncemi doğrular nitelikteydi. Direkten dönen top ve Maxim'in şutlarının Muslera'ya takılması Gaziantep'in 3 puan için oynadığını gösteriyordu. İkinci yarı Gaziantep durdu, Galatasaray oynadı. Onyekuru'nıun oyuna girmesiyle maçın şekli değişti. Onyekuru attığı gollerle "hoşgeldim" dedi.
Maçın kırılma anı Muslera'nın kurtardığı penaltıydı. O dakikadan sonra her Galatasaraylı maçın rahat geçeceğini biliyordu. Öyle de oldu. Maça damga vuran isimler ise Donk ve Onyekuru oldu. 2 isim de güzel oyunlarını golle süslediler. Donk'un adrese tesim ortası ve Onyekuru'nun her aldığı topta tehlike yaratması 3 - 0'lık sonucun habercisi gibiydi.
Futbol adına pek bir beklentim yoktu, yeter ki, kazanalım diyordum ve dediğim gibi de oldu. Kadıköy'de geçen sezon 3 - 1 kazandıktan sonra bu sezon da 1 - 0 kazanmamız çok iyi oldu. Kadıköy'ün artık büyüsü kalmadı, tılsımı bozuldu. Babel bencil davranmasıydı, kazandığı topla birlikte Kerem'i görseydi maç 2 - 0 biterdi. Neyse 1 - 0 oldu, 3 altın puan bizim oldu. Tebrikler Galatasaray.
Galatasaray'ın ligin bitimine 14 hafta kala böyle bir sonuçla karşılaşması iyi bir ders oldu. Ankaragücü'ne bedavadan penaltı veren hakem Halil Umut Meler, Galatasaray'ın penaltısını göz göre göre yedi. Demek ki neymiş? Bundan sonra oynayacağın maçlar da hakemi de yeneceksin. Yoksa bu tür sonuçlara hazır olman lazım. Ligin boyu kısaldı ama maraton daha uzun.
Başakşehir geçen sezonu mumla arıyor. Geçen sezonun şampiyonu bu sezon düşmemek için direniyor. Beraberlikler de artık Başakşehir'e yetmeyecek. Kadrosu süper lig tecrübesi olan kaliteli isimlerle dolu Başakşehir'in bu sezonki düşüşü tez konusu olacak nitelikte.
İlginç bir sezon yaşıyoruz. Dün düştü gözüyle baktığımız takımlar orta sıralara demir atarken, düşmez dediğimiz takımlar düşme potası içinde debeleniyor. İşte buna en güzel örneklerden biri Kayserispor.
Şenol Güneş'in bu kadar kötü performanstan sonra istifa etmesini beklerken, o hala masal anlatıyor. Türkiye 24 takım arasında en kötüsü... İstifa etmek için daha ne olsun?
Bir ara acaba Eşref Hamamcıoğlu mu kazanacak? diye epey endişe yaşadım. Son sandıklar açılmaya başlayınca endişem dağıldı. Sonuç beni ilk tur İstanbul seçimlerine götürdü. Neyse ki bu seçim 2'nci tura kalmadı. Tebrikler Burak Elmas
Umarım şampiyon İtalya olur. Manchini İtalya'ya son 3 maçta da iyi futbol oynattı.
Almanya bu sonuçla iyi moral buldu. Sanırım Macaristan maçını kayıpsız geçerler.
Euro 2020'de 3 maçta sıfır çeken Şenol Güneş'in yıllık maaşı 3.2 milyon euro. Bu da 33 milyon TL ediyor. A Milli Takımda bir teknik direktörün maaşı bu kadar abartılı olmamalı.
Her iki takım da bu kupayı fazlasıyla hak ettiler. Kupayı İtalya'nın almasına Vialli ve Mancini adına çok sevindim. Özellikle kanseri yenen Vialli bu kupayla birlikte büyük moral buldu. Sonuç Vialli için ilaç oldu.
Türkiye saatiyle gece 3'te oynanan bir maç. Ben bildim bileli Arjantin, Brezilya'ya karşı hep rahat oynamış ve çoğunda da kazanmış bir takım.
Bir Cebelitarık'ta boğulmadığımız kalmıştı, az kalsın o da olacaktı. 54 dakika boyunca toplam kadro değeri 375 bin euro olan takıma gol atamadık. Diğer maçlarda üst üste 5 pas yapamayan takımın şutu bizim maçta direkten döndü. 3 - 0 yendik ama tebriği Cebelitarık hak etti.
Galatasaray efsanedir. Dünyada ve Avrupa'da en çok tanınan ve bilinen Türk takımıdır. Milan, Barcelona, Real Madrid, Juventus, Manchester United, PSV, Monaco ve Shalce gibi nice Avrupa devini dize getirmesini bilmiştir.
Kahvelerde futbol maçı izleyenler bilir. O maçlar esnasında ne yorumlar ne analizler duydu bu benim kulaklar… MatchStudy’de bile bulamayacağınız maç analizlerini kahvelerde dinlemişimdir… Hangi futbolcunun ilk on birde oynaması gerektiği, hangi takım karşısında hangi oyun sistemiyle sahaya çıkılacağı, takımların transfer politikaları, transfer piyasasının son durumu hiçbir yerde bulamayacağınız yorumlarla kahvelerde konuşulur. Zira bu ülkede iki şeyin nabzı kahvehanelerde atar. Biri siyaset diğeri futbol… Hasan Gören ağabey kızmasın ama öyle… İşin latifesi bir tarafa ligler önümüzdeki hafta başlayacak. Futbol sohbetleri kaldığı yerden devam edecek… Tabii ki bu yazıda kahvelerdeki futbol muhabbetini değil, Türkiye’de spor dünyasında öncü bir isim olarak kabul edilen Hasan Gören ile gerçekleştirdiğim harika sohbeti aktaracağım sizlere… Dünyada istatistiksel maç analizi yapan yazılımların sayısı bir elin parmağını geçmezken, 2001’de geliştirdiği MatchStudy ile futbol dünyasında birçok ezberi bozdu Hasan Gören… Son yıllarda televizyonlardaki futbol programlarında ya da teknik direktörlerin maç sonrası basın toplantılarında istatistiksel verilerle yapılan birçok yoruma, analize şahit oluyoruz. Futbolcunun oyunda kaç km koştuğu, topla kaç kez sahanın neresinde buluştuğu, kaç pas attığı, kaç şut çektiği gibi veriler göz önünde bulundurularak takımlarla ilgili değerlendirmeler yapılıyor artık… İşte Türkiye’de neredeyse bütün futbol kulüplerine bunun gibi istatistiksel maç analizi hizmeti veren Hasan Gören’in dünyada ise Kore’den Honduras’a kadar temas etmediği ülke yok… 2007-2011 arasında Köln Spor Akademisi için Bundesliga maçlarının analizlerini yapan Hasan Gören ve ekibinin 2010 Dünya Kupası sırasında ortaya koyduğu veriler Alman Ulusal Takımı tarafından kullanılmış. Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi analizleri ise son sürat devam ediyor… Kendisini yakalamışken Ankara takımlarının durumunu da sordum. “Yaşamımın 17 yılını Ankara\'da geçirmiş biri olarak Ankara kulüpleriyle daha yakın temaslarda bulunmak isterdim ama teknik ekip konusunda süreklilik sağlayamamaları nedeniyle bir türlü yollarımız kesişemiyor” dedi. Tevfik Lav döneminde Ankaragücü, Ersun Yanal döneminde Gençlerbirliği ile temasları olmuş. Ancak ilk çalıştığı Ankara takımı, 2004\'te lige çıktığında Ankara Büyükşehir Belediyespor olmuş. Son olarak da İsmail Kartal döneminde Ankaragücü\'yle çalışmışlar.  Ankara’da yarım kalan birçok projenin olduğunu da belirtti Hasan Gören…Buradan saygıdeğer yöneticilere seslenelim. Ankara’dan yolu geçen, Ankara’nın yetiştirdiği değerlere gerekli olanakları sağlarsak Başkent’in birçok alanda daha başarılı bir noktaya ulaşacağından kuşkum yok. KORONANIN ARDINDAN FUTBOL Korona sebebiyle verilen aranın ardından Türkiye’de ligler başlıyor... Peki, korona sonrası futbol dünyasını neler bekliyor? Hasan Gören, açıkçası büyük bir değişim beklemiyor. Endüstriyel futbol hegemonyasının sarsılmayacağı düşüncesinde… Ancak, “Bu söylediklerimden futbol endüstrisinin krizden etkilenmediği sonucu çıkarılamaz. Birkaç aylık gecikmeler bile bilançolara ciddi zarar olarak yansıyor. Bu zararın tüm diğer sektörlerde olduğu gibi bir şekilde tüketicinin sırtına bineceğini tahmin edebiliyorum. Belki koronadan sonra bir olumlu etki, aşırı şişen oyuncu maliyetlerinin dizginlenmesi olabilir” diye de ekliyor. KULÜPLER ARASINDA GEÇİCİ BİR DENGE OLACAK “Manchester City ya da PSG gibi kulüplerin neredeyse küçük devletlerin temel harcama kalemlerine denk gelen bütçelerle yönetilmesinin saha dışında ciddi adaletsizlikler yaratarak rekabete zarar verdiği ortada… Transfer kalemlerindeki daralma ister istemez takımlar arası dengelerin düzelmesine bir parça yardımcı olacaktır. Ancak kulüplerin çok büyük sermayedarlarla ilişkisi var olduğu sürece bu dengelerin bozulma eğilimi de yeniden güçlenir. Küçük bütçeli takımlar bu süreçten avantajlı çıksa da, bu durumun saha başarılarına yansımasının geçmişteki tek tük örneklerden daha fazla olacağını zannetmiyorum. Unutmamak gerekir ki sözünü ettiğimiz futbol endüstrisi de kapitalizmin özündeki sermaye hareketlerinin rekabetten tekelleşmeye giden yasalarına bağlıdır.” ANADOLU KULÜPLERİ BU SÜREÇTEN KAZANÇLI ÇIKAR MI? “Transfer bütçelerinin daralmasını düşününce akla hemen altyapıya yönelme geliyor. Ancak böyle bir yönelimin gerçekleşebilmesi için gereken önkoşulların Türk futbolunda bulunduğunu ne yazık ki düşünmüyorum. İrili ufaklı pek çok kulüp kısa vadeli başarılar ve çabuk kazanç peşinde koşanlar tarafından yönetiliyor. Altyapı yatırımları doğası gereği yıllar sonrasında meyve vereceği için, kulüplerin çoğunda küçük yaş grupları için takımlar, dostlar alışverişte görsün diye ya da hobi olarak var. Pek çoğu da gözünün önündeki yeteneği fark edemeyecek yetersizlikte kişilerin elinde… Bu sorunun çözümü için iş aklıyla futbol aklının uzun vadeli projeler hedefleyerek ve ortak fayda temelinde bir araya gelmesi zorunludur. Ancak bu da Türk futbolunun egemen yönetim anlayışının değişmesine bağlıdır.” Kaynak: Hasan Gören ile futbol sohbeti - Salih Levent Uğurlu
Mert Hakan Yandaş, Galatasaray'a toplamda 32 milyon TL'ye gelecekti, Fenerbahçe'ye toplamda 58 milyon TL'ye gitti. Aradaki fark tam 26 milyon TL. Euro cinsinden neredeyse 3.5 milyon euro. Yandaş, Galatasaray'ın radarında olmasaydı, belki Fenerbahçe'ye şu anda aldığı paranın yarı fiyatına gidecekti. Fenerbahçe, Galatasaray ile girdiği transfer rekabetinde zaferle çıkıyor ama bu zafer bir nevi pirüs zaferi oluyor. Bence Galatasaray bunu bilerek yapıyor, Fenerbahçe'yi maddi açıdan da yıpratıyor:)
Maç esnasında televizyonun önünden geçtiği için kocasına fırça atan kadınlar biliyorum: “Nihat Allah seni ne yapmasın Nihat… Golü göremedim senin yüzünden be adam!”Futbolu erkeklerden çok seven kadınlar var bu ülkede… Öyle ya zevkler ve renkler tartışılmaz… Daha doğrusu zevklerin ve renklerin cinsiyeti olmaz. Ancak toplumsal koşullar objektif zevk yargılarına zemin hazırlayamadığı için bazı tabular oluşuyor haliyle... Kadın futbol sevmez gibi… Futbol erkek oyunudur gibi…  *** Passolig, geçtiğimiz aylarda Türkiye’deki kadın taraftar sayılarını açıkladı. Trabzonsporlu kadınlar fırtına gibi… Olmuşlar yine birinci…Karadeniz kadınını kimse tutamıyor… Önlerinde hiçbir tabu duramıyor…Ancak genele bakınca kadınların stadyumlara ilgisinin olmadığı bariz bir şekilde göze çarpıyor.Spor spikerlerinin maç başlamadan önce kullandığı bir klişe vardır ya, zemin futbola müsait derler. Zemin futbola müsait ama kadınların maçlara gitmesi için o zemin pek müsait değil… *** Kadınlarla ilgili meseleyi bir erkek olarak yorumlamak istemiyorum. Açıkçası haddim değil… Bir de itici oluyor arkadaş... Sosyal medyada, orada burada bazen denk geliyorum… Size mi kaldı bunu yorumlamak diyorum… Oysa bu işlerin içinde, bilgi sahibi olan birçok kadın var. Bizlerden daha farklı bakış açısına sahipler…  İşte onlardan birine sordum… Yıllardır Gençlerbirliği tribünlerinde yer alan ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Başak Alpan’a…“Kadınlar neden stadyumlara gitmekten çekiniyorlar, Ankara tribünlerinde kadınları neden az görüyoruz?” diye bir soru yönelttim kendisine… Moussa Sow’un Manchester’a attığı gol kadar jenerik bir vuruşla başladı Başak Hoca… “Çünkü ben kadınla futbol konuşmam diyen teknik direktörlerin, futbol yaşamın sırrıymış da buna sadece erkekler varabilirmiş sanan erkek gruplarının ülkesidir burası” dedi. Ve şöyle devam etti: [b]KADINLAR İNATLA STADYUMLARA GİTMELİ[/b] “Ama daha önce de dediğim gibi tüm bu sorunlar Türkiye’ye has değil. Ama gözlemleyebildiğim diğer ülkelerle Türkiye arasında şöyle bir fark var. Birincisi, futbolda kadın görünürlüğü spor politikalarıyla destekleniyor (örneğin kadın futbolu çok daha yaygın).  İkincisi, futbolun profesyonelleşmesi ve buna bağlı olarak kadınların stadyumda yer alması daha eskiye dayanıyor (gerçi Almanya, İsveç gibi ülkelerde futbol Türkiye’den daha sonraki yıllarda profesyonelleşiyor ama oralarda da başka toplumsal dinamikleri düşünmek lazım). Bu bir öğrenme süreci ve kadınlar inatla stadyuma gittikçe erkek taraftarlar da buna alışacaklar, kadınların herhangi bir futbol seyircisinden farksız olduğunu anlayacaklar. Daha doğrusu öyle umuyorum.” [b]GENÇLERBİRLİĞİ TRİBÜNÜ KADIN DOSTUDUR[/b] “Ben genel olarak Ankara’daki futbol seyirci sayısını yeterli bulmuyorum, tabii kadın taraftar sayısı bu sayının bile küçük bir parçasını oluşturuyor. Ankaragücü’nün taraftar sayısı Gençlerbirliği’ne göre çok fazla. Ama stadyumdaki taraftarlarla oranlarsak sanıyorum Gençlerbirliği tribünü daha kadın dostu bir tribündür.”ANKARA KADIN TARAFTARLAR İÇİN AVANTAJLI“Ankara’nın kent kimliğinin getirdiği bazı avantajlar var kadın taraftarlar açısından. İstanbul’a nazaran ulaşımın daha kolay olması, hala az çok ‘memur kenti’ kimliğini koruması gibi. Ama futbolu Türkiye ve hatta dünya gerçekliğinden kopuk düşünemeyiz. Hala her gün yüzlerce kadının öldürüldüğü, tacize uğradığı bir ülkede bu kadar küfürün, şiddetin olduğu tribünlere gitmeye çekiniyorlar haklı olarak…” [b]FUTBOLDA CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN AKADEMİK BİR ALAN OLMASINA DA ALIŞACAKLAR[/b] “Avrupa’da çok uzun zamandır akademik bir araştırma konusudur futbol. Türkiye’de ise özellikle 1990’lardan sonra futbol gibi ‘hafif’ bir konuda önemli bir akademik saha haline geldi ve bu konuda gayet ufuk açıcı ve güçlü akademik çalışmalar yapıldı. İlk zamanlarda yapılan çalışmalar, genelde endüstriyel futbol ve futbol ve milliyetçilik gibi başlıklar üzerine yoğunlaşıyordu. Son yirmi yılda futbol bağlamlı çalışmalarda bir çeşitlenme ve disiplinlerarasılık görüyoruz. Futbolda toplumsal cinsiyet çalışmaları da bu bahsettiğim ikinci dönemde arttı zaten. Bu tabii çok sevindirici bir şey... Ama destekleniyor mu derseniz, bunu da Türkiye akademisi genelinde düşünmek lazım. Şu an futbol antropolojisi üzerine ya da futboldaki kadın hakemlerin kavramsallaştırılması üzerine yazılmış bir projeyle TÜBİTAK’tan proje desteği almanız çok zor mesela. Bu satırları okuyanlar ‘dünya yanıyor yıkılıyor, Covid-19’a çare bulunamadı, ne futbol antropolojisi?’ diyebilirler. Ama akademi böyle bir şey değil ki… Okuyacağız, araştıracağız, bu bilgi birikimiyle branşımıza göre bir ucundan tutarak dünyayı değiştireceğiz. Demek ki, futbolda cinsiyet eşitliğinin akademik bir çalışma alanı olmasıyla ilgili de ‘alışacaklar, öğrenecekler’ demek lazım…” Kaynak: Haydi kadınlar Ankara tribünlerine… - Salih Levent Uğurlu
3 büyüklerin transfer politikası yok. 3 büyüklerin transfer politikası olsaydı Beşiktaş FEDA'dan sonra "Bırakmam Seni" kampanyası yapmazdı, yanlış transfer harcamalarını taraftara fatura etmezdi.